|
Evet, taşları görüyorsunuz.
Taşlar! Yani Yeryüzü.
Kimbilir hangi zamandan. Öyle, kalakalmışlar. Doğanın izlerini taşıyorlar yalnızca. Denizin, rüzgarın, depremler ve volkanların izlerini.
Onları "eğ" iğ "it" memiş kimse. Eğitim adına çekiştirilip biçimlendirilmemişler.
Belki dağ köyünde yaşayan biri, bu taşların, toprağın ve dağların anlamını düşünmeye ihtiyaç duymamıştır hiç. Ama bizler, kirli yüzyılların eskittiği kentlerde, betonlara sıkışmış bedenlerin sıktığı ruhlarımızla çok özledik toprağı ve taşı!
Hiç baktınız mı taşlara alıcı gözle? Nasıl birbirlerinden farklılar? Ve nasıl zamanla değişiyorlar? Suyun içinde başka, güneşte, gölgede başka renk! Bizim gibi! Kimlerle ve nerede olduğumuza göre değişmiyor muyuz? İlişkilerimiz belirlemiyor mu tüm yaşantıları? Zaman içinde "farklı" laşmıyor muyuz?
Uygarlık! Vazgeçilmezimiz!
Ama neye malolmakta?
Bizce, ilkellerden öğrenecek çok şeyimiz var.
Hele kenti ve "küresel hız"ı yaşamanın doruğunda iken!
Nevin Eracar
Mayıs 2002
.png)
|